Telefon Kulübesi (2003)
Film Özeti
Koltuğuna yaslan, biraz terle, biraz da düşün. New York’un saçma sapan karmaşasında, hırslı bir reklamcı olan Stu Shepard (Colin Farrell) bir telefon kulübesinde kendini buluyor… Ama bu, sıradan bir telefon değil. Bu telefonun arkasında bir birey yok, karanlık bir nişancı var (Kiefer Sutherland). Her şey, Stu’nun karısını aldatırken yaptığı bir hata ile başlıyor. Hani insan bazen, “vallahi bu kadar da durumsuz olunmaz” dedirtir ya… İşte bu filmde tam olarak o anları yaşıyoruz.
New York’un o heyecanlı ama bir o kadar da yalnız sokaklarında, zenginlik ve başarı peşinde koşarken, Stu’nun hayatı bir anda tersine dönüyor. Bütün güven kaybolmuş, her şey belirsizleşmişken, o telefon kulübesinden aldığı tek bir çağrı ile kendini güvenlik, kaygı ve tehlikenin ortasında buluyor. Kulübenin içindeki dört duvar, onu dışarıdaki dünya ile birbirine bağlayan bir olduğunu kabullenmesine sebep oluyor. Harbiden, hayat kısa bir yolculuk ve bu yolculuk bazen en basit yerlerde yankılanıyor…
Film, sadece bir kaçırılma hikayesi değil. Aynı zamanda bir kararsızlık, bir ikilem. İnsanın karar verme anındaki kıyasıya mücadelesi. Stu’nun alelade hayatı ve bu olayla birlikte alt üst oluşu… Adeta bir zaman tünelinde sıkışıp kalmış gibi. Kendi iç hesaplaşmalarıyla yüzleşiyor ne olduğuna dair, “ben kimim?”, “ne yapıyorum?” gibi sorularla boğuşurken, dışarıdaki dünyanın tehlikesi ona nefes aldırmıyor. O nişancının hedefinde, onun hayatı silahın namlusu altında, tek bir tensel anı kalmışken geriye…
Sonuçta bu film, sadece gerilim dolu sahnelerle değil, ruhsal bir derinlikle dolu. Herkesin kendine sorduğu o mutsuz duygular… Ve yönlendiren, savuran olaylar… Gel, bu harika gerilimi birlikte yaşayalım. İyi seyirler!
Yorumlar