Uçaklar, Trenler ve Arabalar (1987)
Film Özeti
Bazen hayatın getirdiklerine karşı koyamayız, işte bu “Uçaklar, Trenler ve Arabalar” filmi de tam olarak böyle bir yolculuğun hikayesini anlatıyor. Neal Page (Steve Martin), bayram tatilinin heyecanıyla işten çıkmayı beklerken bir yanda tatil sevinci, diğer yanda ise her şeyin ters gidebileceği bir senaryoya doğru adım atar. Uçak biletlerini almış, evine gitmek için sabırsızlanan Neal, taksi bulmakta zorlanırken, bir bakar ki Del Griffith (John Candy) hayatına aniden girmiş. Hiç beklemediği bir anda, aynı uçakta yan yana buluşan bu ikili, hayatın onlara sunduğu tüm zorluklarla başa çıkmak zorundadır.
Neal, evine ulaşmayı hayal ederken, Del’in durmak bilmeyen sohbetleri içinde kaybolmuş hisseder. Tam bir uyumsuzluk içinde, aralarındaki dinamik bir an için bile sıkıcı hale gelmez. Havaalanında başlarına gelen bir olay, onları bambaşka bir yolculuğa sürükler. Kalabalık tren istasyonlarında, geç kalan uçaklarda, sıkışmış arabalarla dolu yolda birbiriyle çelişen karakterlerinin kişilikleri, komik ve eğlenceli anlara kapı aralar. “Of ya! Nasıl bu kadar uyumsuz olabiliriz?” dediğinizi duyar gibiyim.
Ama işte, tam da bu noktada yan yana gelmenin anlamını, dostluğun ne demek olduğunu sorgulamanızı sağlayabilir. Ne alsa yarı yolda kalan Neal’ın sinirliği ve Del’in neşesi, izleyicide gülümseten bir etki bırakıyor. İzlerken, kendi hayatınızdaki o en uyumsuz dostunuzu da anımsamadan edemeyeceksiniz. “Harbiden de böyle şeyler başımıza geliyor mu?” diye düşüneceksiniz. Vampir gibi taksi aramak, trenlerin arka koltuğunda buluşmak veya umurunda olmayan bir sürücüyle seyahat etmek, aslında çok tanıdık…
Kısacası, “Uçaklar, Trenler ve Arabalar” hem güldüren hem düşündüren, hem de dostluğun ne demek olduğunu sorgulamanızı sağlayan bir komedi. Yine de sonunda gitmek istediği yere ulaşabilip ulaşamayacağına dair merak içinde kalacaksınız. Duygu dolu bir yolculuk…
Yorumlar