The Shoes of the Fisherman (1968)
Film Özeti
Uzaklarda bir yerde, karların arasında bir gulagın soğuk duvarlarıyla çevrili, tam yirmi yılını esarete adayan Kiril Lakota, sonunda özgürlüğüne kavuşur. Fakat bu özgürlük, onun için bir kurtuluş değil; bir karmaşanın başlangıcıdır. Michael Anderson imzalı “The Shoes of the Fisherman”, bu içsel ve dışsal savaşların tam ortasında, izleyiciye insanlık hâlini tüm derinliğiyle sunuyor.
Kiril, yıllar sonra gelen bu ani özgürlükle Vatikan’ın kapılarını çalar… Ve kısa bir süre sonra, herkesin beklemediği bir olay gerçekleşir: Papa aniden vefat eder. Evet, bu beklenmedik ölüm, onun hayatını bir anda altüst eder. Artık Kiril, sadece bir Ukraynalı piskopos değil; bir lider olma yolunda adım atan, dünyayı sarsacak kararlarla yüzleşmek zorunda kalan bir adamdır. Vallahi, senaryonun yürek parçalayan dönemecinde, izleyiciyi bir soruyla baş başa bırakır: Savaşın ve barışın eşiğindeki bu adam, aşk ve özlemle dolu bir geçmişle nasıl yüzleşecek?
Anthony Quinn’in etkileyici performansıyla canlandırdığı Kiril, sadece kendi iç çatışmalarıyla değil; aynı zamanda dünya üzerindeki siyasi entrikalarla da mücadele etmek zorundadır. Oskar Werner, David Janssen gibi dev isimlerin yer aldığı kadro, her sahnede izleyiciye adeta bir derinlik sağlar. Harbiden, insanın ruhuna işleyen sahneleriyle gözlerinize dolacak çok şey var…
Dini ve politik machinaların iç içe geçtiği bu dramatik yapım, izleyicilere sadece bir film izleme deneyimi sunmakla kalmaz; aynı zamanda insani değerleri sorgulatır. Kiril’in hem Papalık makamındaki sorumluluğu, hem de geçmişte yaşadığı acılar arasında gidip gelen hikayesi, “The Shoes of the Fisherman”ı izlenesi kılıyor. Of ya, öyle bir karmaşa ki, izleyen her anında kalp atışlarının hızlanmasına engel olamıyor… Şimdi tüm duygularınızla onun yanındaymış gibi hissedeceksiniz!
1 Yorum
Film, insanlık hâlini derinlemesine sorgulayan etkileyici bir yapım; izleyiciye unutulmaz anlar sunuyor.