Dehşet Odası (2016)
Film Özeti
Bir punk rock grubu olan The Ain’t Rights, kendilerine bir konser fırsatı doğduğunda bu geceyi unutulmaz kılmak için yola çıkarlar. Oregon’un karanlık, ormanlık köşelerinde bir bara vardıklarında, her şey başlangıçta oldukça sıradan görünmektedir. Ama zaten “sıradan” kelimesinin anlamı, korku dolu bir gecede çok çabuk değişebilir, değil mi? Konserin coşkusu içinde kaybolmuşken, işlerin bambaşka bir yola saptığını anladıkları an, her şey alt üst olur…
Sahne arkasında, bir genç kadının cesedi bulunduklarında, işte o an her şeyin bittiği noktaya gelmişlerdir. Yani her şey bir anda karanlık bir kâbusa döner. Barın acımasız sahibi, bu gençlerin olayın tek tanıkları olduğu için onları yok etmekte kararlıdır. Hadi canım, buradan sağ çıkacaklarını mı düşünüyorsun? Haberin yok, bu adamlar acımasız… İyi plan yapmanın ötesinde, gençlerin artık bir hayatta kalma savaşı vermesi gerekiyor.
O an odada hissettikleri korku, adrenalin dolu bir uyanışa dönüşüyor. Özellikle Anton Yelchin ve Imogen Poots’un performanslarıyla bu gerilim daha da yoğunlaşıyor. Kim daha çok panikler, kim daha iyi hayatta kalır? Her kapının ardında bir tehditle karşılaşacağınız Dehşet Odası, zaman zaman nefes kesici anlarla, zaman zaman da “of ya, bu kadar da olmaz!” dedirtecek hikaye kurgusuyla izleyeni içine çekiyor. Artık yalnızca müzik değil, hayatta kalmak için mücadele ediyorlar…
Gözlerinizi kapattığınızda bile gerilimi hissedeceğiniz bu film, izleyiciyi her sahnede başka bir yere sürüklüyor. Gidip, oradan sağ çıkacaklar mı? Herkes kendi karanlığıyla yüzleşmek zorunda… Korku dolu bir gecenin sonunu merakla bekleyeceksiniz, hani belki de ruhunuz bile bu yolculukta onlarla birlikte geçiyor…
Yorumlar