Romeo ve Juliet (1996)
Film Özeti
William Shakespeare’ın klasik eserinin modern bir dokunuşla yeniden anlatıldığı “Romeo ve Juliet” filmi, Baz Luhrmann’ın büyülü ellerinde hayat buluyor. Florida’nın sıcak sokaklarında geçen bu hikayede aşk, intihar ve düşmanlık iç içe geçiyor… Kılıçların yerini, kılıç isimleri taşıyan silahlar alıyor; yani klasik bir dövüş sahnesi yerine, silahların mermileri havada uçuşuyor. Hatta bir bakıma bu, Shakespeare’ın orijinal ruhuna: “Aşk hiç bu kadar ateşli olmamıştı!” sözlerini fısıldıyor.
Film, aşka dair ne varsa, günümüz gençliğine hitap edecek şekilde sunuyor. Leonardo DiCaprio, Romeo’nun tutkulu ve kararsız ruh halini mükemmel bir şekilde yansıtırken, Claire Danes’le kurduğu kimya ise adeta gözleri kamaştırıyor. İki genç, ailelerinin önyargılarının ve çekişmelerinin ortasında kalmışken, aşkın büyüsü onlara bir kurtuluş vaad ediyor. Ancak, bu aşkın ne kadar tehlikeli olduğunu hepimiz biliyoruz…
Hikaye, kalabalık bir şehirde ve çarpıcı bir atmosferle, gerçekliğin bağlarından sıyırarak, izleyiciyi hemen içine çekiyor. Tarzı ve diliyle Luhrmann, Shakespeare’ın kelimelerini modern bir gerçeklikle harmanlıyor; sanki günümüz gençliği için yazılmış gibi… Vallahi, izlerken içiniz kıpır kıpır oluyor. Her sahnede gençlerin enerjisi, toplumsal baskılarla olan çatışmaları ve aşkın büyüsü adeta ekrandan fışkırıyor.
Kaybedilecek çok şey var. İki genç, ailelerinin düşmanlığı yüzünden hayatlarını tehlikeye atmayı göze alıyorlar. Bilinmezlik dolu bir yolda, aralarındaki aşkın engelleri aşmasına tanıklık edeceksiniz. Patlayan kurşunlar, hayaller ve kabuslar arasında kaybolmuş bu aşk hikayesi, sizi derinden etkileyecek… Sonuçta, gerçek aşkın ne denli güçlü olduğunu sorgulamanızı sağlayacak bir deneyim sunuyor.
“Romeo ve Juliet”, sıradan bir aşk hikayesini değil, tutkunun ve kaybın sağlam bir yanını gözler önüne seriyor. O yüzden, bu filmi izlerken biraz dikkat edin, çünkü kalbiniz kesinlikle yerinden fırlayacak…
Yorumlar