Percy Jackson & Olimposlular: Şimşek Hırsızı (2010)
Film Özeti
Rick Riordan’ın çok sevilen romanı “Percy Jackson & Olimposlular: Şimşek Hırsızı”, 2010 yılında Chris Columbus’un yönetmenliğinde beyaz perdeye taşınıyor. Film, mitolojik bir dünyanın kapılarını aralarken, izleyicileri destansı bir maceranın içine sürüklüyor… Hani bazen insan kendini bildiği dünyadan uzakta bulur ya; işte tam öyle bir şey! Genç Percy Jackson, sıradan bir çocukken birdenbire Yunan tanrısı Poseidon’un oğlu olduğunu öğrenir. Yani, destan dedikleri tam olarak bu noktada başlıyor.
İşin içine tanrılar, canavarlardan korku salan yaratıklar ve mitolojik efsaneler girince, dünyanın nasıl bir yer olduğuna dair tüm algılarınız yerle bir oluyor. Percy, bir yandan babasının izinden gitmeye çalışırken, diğer yandan Zeus’un kaybolan şimşeğini bulmak zorundadır. Yoksa herkes ona hırsız damgası vuracak, ama bu çocuğun elinde bir sakatlık aklındayken, aynı zamanda belirsiz bir güç de vardır. Hayat, ona ya bir macera ya da bir felaket sunuyor gibi…
Filmdeki karakterler de en az hikaye kadar ilgi çekiyor. Logan Lerman, Percy olarak karşımıza çıkarken; onu harika bir takım arkadaşı olan Brandon T. Jackson ve büyüleyici Alexandra Daddario tamamlıyor. Ve tabii ki Pierce Brosnan’ın canlandırdığı Chiron, tam anlamıyla mitolojinin ağır abisi. Mükemmel bir kadro, harbiden…
Aksiyonun hiç durmadan aktığı sahnelerde, izleyici olarak bir an bile soluk alamıyorsunuz. Canavarlarla dolu bir dünyada, dostluk, cesaret ve kendini bulmak üzerine unutulmaz bir yolculuğa çıkıyor Percy. Her defasında “Bunu nasıl yapacak?” diye meraklanarak gözlerinizi ekrana kilitliyorsunuz. Sinematografik açıdan oldukça başarılı sahneleriyle ve etkileyici müzikleriyle, film tüm izleyicilere hem heyecan hem de nostalji sunuyor. “Şimşek Hırsızı”, sadece bir film değil… Bir büyüme hikayesi. Bir dostluk hikayesi. Ve belki de, tanrılar dünyasında kaybolan bir çocuğun, kendi serüvenini bulması üzerine bir masal.
Yorumlar