Ölüme Karşı Koşan (1987)
Film Özeti
Film, 2017’nin distopik dünyasında geçiyor. Acayip bir açlık, enerji kıtlığı… ve elbette, insani değerlerin neredeyse unutulması. Televizyon, hükümetin en güçlü silahı haline gelmiş. Herkes, “The Running Man” adlı şov programıyla geceye dalarken, hayatla televizyon arasında ne büyük bir çizgi olduğunu unutuyor. Bu şovda insanlar savaşmaya, hayatta kalmaya çalışırken, seyircilerin sadece bir kan susuzluğunu gidermekte olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz.
Bütün bu kaosun ortasında, Arnold Schwarzenegger’ın hayat verdiği Ben Richards var. O, masumları öldürmeyi reddettiği için korkunç bir hapishaneden kaçıyor ama kaçmak zannettiği kadar kolay değil. Amber adlı cesur bir kadın sayesinde bir anda kendini şovun içinde buluyor. Zaten dev ekranlardaki milyonlarca göz, onun bir an önce ölüp ölmeyeceğini merakla bekliyor…
Film, hem bir aksiyon patırtısı hem de derin bir sosyal yorum sunuyor. Yani, sadece bir aksiyon filmi izlemiyoruz; aslında, görsel bir şıklığın içinde kaybolmuş insanlık hallerinin bir yansıması bu. Karakterlerimiz belki de hepimizin içindeki hayatta kalma güdüsünü temsil ediyor. Zaman geçtikçe, Richard’ın sadece kendi hayatı değil, tüm insanlığın kaderi üzerinde de etki yarattığını görüyoruz.
Paul Michael Glaser’ın yönetmenliğinde sunulan bu film, elbette sadece görsel bir şölen sunmaktan ibaret değil; aynı zamanda bizleri düşündüren sorular yöneltiyor. “Gerçeklik TV” dediğimiz şeyin, bizler için ne anlama geldiğini sorgulatıyor. İzleyici, ekrandaki şiddetin bir yakınlığı ile kendi yaşamlarına dair hissettiği yabancılaşmayı hissediyor. Ben Richards’ın hayatta kalma mücadelesi, izleyicilerin kendi mücadelelerinin bir metaforu haline geliyor.
Bütün bu her anı salt bir rekabet değil, bir irade savaşı… Özellikle de bir insanın, onu izleyen kitlelerin beklentileriyle nasıl mücadele etmek zorunda kalacağını gösteriyor. Sonuçta, bu film sadece bir aksiyon hikayesi değil; aynı zamanda hayatta kalma, insanlık durumu ve seyirci-spectator ilişkisi üzerine derin bir inceleme… Harbiden düşündürücü, değil mi?
Yorumlar