İki Hınzır Adam (1993)
Film Özeti
John (Jack Lemmon) ve Max (Walter Matthau), kasabanın en huysuz iki ihtiyarı. Yani bu iki adam, çocukluktan beri dost gibi görünüp aslında birer rakip gibi didişiyorlar… Of ya, tam tamına elli yıl boyunca! Düşünsenize, bir apartmanın yan yanındaki dairelerde oturup her sabah birbirlerine laf atmalarını… Bu durum, her şeyin normal gittiği bir hayatta bile sıkıcı hale gelebiliyor. Ama gelin görün ki, işler bir kadın yüzünden daha da karmaşıklaşıyor. Ariel (Ann-Margret) kasabaya geliyor; çekici, olgun, her adımında etrafına neşe saçıyor. Yani harbiden, bu iki adamın ezeli rekabetine bir katalizör gibi etki ediyor. Her ikisi de Ariel’in dikkatini çekmeye çalışırken, geçmişteki kapışmaları alevleniyor.
Film, sadece komedi unsurlarıyla dolu değil; bir dostluk hikayesini de anlatıyor. İki adamın rekabeti, zamanla dostluğa dönüşür mü? Bu sorunun cevabını alırken, kahkahalar ve duygusal anlar arasında gidip geliyor izleyici. İkilinin birbiriyle olan didişmeleri, öylesine komik ki… Zaman zaman izlerken kendinizi tutamıyorsunuz, gülmekten karın ağrısı çekiyorsunuz. Ya da o anı paylaşmak için bir arkadaşınıza bakakalıyorsunuz. Ve işte bu da güzel, bu samimiyet sıcacık bir atmosfer yaratıyor…
Donald Petrie’nin ustalığıyla harmanlanmış olan bu film, nostaljik bir dokuyla izleyiciye sunuluyor. Zamanın ve dostluğun değeri üzerine düşündürüyor. İkili, birbirilerine zıt karakterler olmalarına rağmen, bir araya geldiklerinde izleyiciye sundukları eğlence ve sıcaklık, bütün kırgınlıkları unutturuyor. Sonuçta, dostluk derin bir deniz ve herkes bir gün bu denizde kaybolabilir. Kısacası, İki Hınzır Adam, klasik bir komedi dramı arıyorsanız, harika bir seçenek. Kız arkadaşınıza, arkadaşınıza, ailenize; herkesle izleyebileceğiniz bir yapım… Siz de, bu hiciv dolu dostluk hikayesini kaçırmayın!
Yorumlar