İçinde Yaşadığım Deri (2011)
Film Özeti
İçinde Yaşadığım Deri, Pedro Almodóvar’ın kaleminden çıkan, izleyicileri derin düşüncelere sevk eden bir dram… Film, estetik cerrahı Dr. Robert Ledgard’ın (Antonio Banderas) hikayesini merkezine alıyor. Hani bazı filmler vardır, izlediğiniz an sizi ele geçirir, düşüncelerinizi alır götürür. İşte bu film de öyle bir yapım. Dr. Ledgard, eşinin bir araba kazasında gördüğü yanıklar yüzünden yaşadığı travmanın ardından, onu ve kendini kurtarmak adına on iki yıllık bir süre boyunca evinden çıkmıyor.
Kazadan sonra yaşananlar, ailenin içindeki derin yaraları sır gibi saklıyor. Kızları ise henüz çocuk yaşta, annesinin intiharına ve babasının karanlık deneylerine şahit oluyor. Gerçekten içler acısı bir durum… Dr. Ledgard, kaybettiği eşinin anısını yaşatmak için, domuzdan elde ettiği deri üzerine cesurca deneyler yapıyor. Evet, doğru duydunuz, domuz! Hani bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi duruyor ama gerçek bu.
Film, sadece bir intiharın ötesine geçiyor; insan ruhunun karanlık derinliklerine dalıyor. Dr. Frankenstein gibi, hem yaratıcı hem de yıkıcı bir figür haline geliyor. İnsanın doğasındaki çelişkilerle yüzleştiriyor bizi. Ama Dr. Ledgard’ın insanlığa dair umudu mu, yoksa derisinin altındaki derin travmaları mı daha ağır basıyor? Aslında bu sorunun cevabını film boyunca arıyor izleyici… Gerçekten, nereye kadar gidebiliriz, kendimizi kurtarmak için ne tür sınırları aşabiliriz?
Almodóvar, bu filmde görselliği ve hikaye anlatımını ustaca harmanlayarak karşımıza bir sanat eseri çıkarıyor. Her bir sahne, her bir diyalog özenle işlenmiş. Antonio Banderas’ın müthiş performansıyla birleşince, izlerken “of ya, bu da nereden çıktı?” dedirtecek kadar etkileyici bir deneyim sunuyor. İzledikten sonra ne düşünmeye başlayacağınızı asla tahmin edemezsiniz…
Yorumlar