Gleason (2016)
Film Özeti
“Gleason”, hayatın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. 34 yaşında, NFL defans oyuncusu Steve Gleason’ın hayatına odaklanan bu belgesel, izleyiciyi sadece bir hastalık hikayesiyle değil, bir erkeğin mücadele dolu yaşamıyla da buluşturuyor. J. Clay Tweel’in yönetiminde, Gleason’ın ALS teşhisi üzerine yaptığı kişisel yolculuğu görmek, kendinizi sorgulamanıza neden oluyor. Yani “Ben bu durumda ne yapardım?” sorusunu sormadan edemiyorsunuz. Velhasıl kelam, bu film izlerken hissettiğiniz şey tam olarak o; derin bir empati, bir bağlılık.
Steve, doktorlarının ona iki ila beş yıl ömrü kaldığını söylemesini dinledikten sonra hayatına farklı bir bakış açısıyla devam etme kararı alıyor. Hani çoğumuz günlük tutar ya, işte Gleason da gelecekteki oğlu Rivers için kendine bir video günlüğü oluşturuyor. Kendine bir miras bırakma çabası içinde, yaşadığı tüm zorlukları, sevinçleri ve anları kaydediyor. Of ya… Bazen bu kayıtları izlediğinizi düşündüğünüzde gözlerinizin dolmaması imkansız. Çünkü burada sadece özel bir adamın hikayesi yok; aynı zamanda sevgi, mücadele ve dayanıklılıklara dair bir yolculuk var.
Steve, hem bir sporcu hem de bir babanın kılığında, hayatla olan bu mücadeleye yürekten sarılıyor. Yanında ailesi Michel ve oğlu Rivers, tabii ki eski takım arkadaşı Scott Fujita ve ünlü quarterback Drew Brees ile birlikte. Bu film, sadece bir hastalığın değil, aynı zamanda insan ruhunun da sınırlarını zorluyor. Harbiden, hayatın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha düşünmenizi sağlıyor.
Gleason, sadece bir belgesel olmanın ötesinde; izleyiciyi güçlü bir şekilde etkileyen, düşündüren ve duygulandıran bir yapım. Onun hikayesi, mücadele eden herkes için ilham kaynağı oluyor. Steve Gleason’ın cesareti, izleyenlerde hissettiriyor ki; hayata tutunmak, en zor zamanlarda bile bir şekilde yaşamaya devam etmek… İşte bu, gerçek bir kahramanın tanımı.
Yorumlar