The Borgias (2011)
Film Özeti
İtalya’nın büyüleyici ve karanlık gölgeleri arasında, 15. yüzyılın parıltılı Rönesans döneminde, Borgias ailesinin entrikalarla dolu ve bir o kadar da muazzam hikayesi başlıyor. “Borgias” dizisi, Patrik Rodrigo Borgia’nın (Jeremy Irons) sadece bir dini lider değil, aynı zamanda bir güç savaşçısı olduğu dünyayı karşımıza çıkarıyor. Ailevi bağlılıklar ve hırslı rüyalar, papalık tahtına ulaşmanın hayalini süslüyor… Ama bu yolda ödenecek bedeller hiç de az değil. Vallahi, insan izlerken derin bir nefes alıyor; çünkü her bölümde bir başka dram, bir başka ihanet kazılıyor.
Rodrigo’nun oğlu Cesare (François Arnaud), ailesinin bu karanlık mirasını devralmaya hevesli ama bir o kadar da acımasız. “Gerçekten bu kadar ileri gitmek gerekiyor mu?” diye düşünmeden edemiyorsunuz. Hani, bir yandan güç peşinde koşarken, diğer yandan kaybedileceklerin düşünülmesi insanı bir dertte bırakıyor. Harbiden de, Rönesans’ın sanatla ve bilimle dolu yüzü, onlarla birlikte gizli kalmış karanlık sırlarla bezeli. Holliday Grainger’in canlandırdığı Lucrezia, ailesinin politik oyunlarının bir parçası olurken, koyu sırlar ve hüsranlarla dolu bir yaşamın pençesinde kalıyor.
Dizi, sadece tarihi gerçeklerle sınırlı kalmıyor; insana dair melodramatik duyguları da derinlemesine işliyor. Taraflar arasında sürekli olarak dönen bir iktidar savaşı, izleyiciyi ekrana kilitliyor. Yönetmenler Kari Skogland, Jon Amiel ve John Maybury, hem görüntü hem de anlatım dengesini çok güzel kurmuşlar. Dönemin yaşantısını, müzikal altyapısını ve kıyafetlerini o kadar gerçekçi sunuyorlar ki, geçmişe bir yolculuğa çıktığınızı hissediyorsunuz. Of ya, bazen gözlerinizi kapatıp orada olmak istiyorsunuz, bir an bile olsa…
Sonuç olarak, “Borgias” sadece bir aile hikayesi değil; aynı zamanda gücün ve tutkunun, ihanetin ve sadakatin sarmaladığı bir anlatı. Güç, kayıptan çok daha fazlasını gerektirir… ve Borgia ailesinin öyküsü dinlenmesi gereken bir destandır.
Yorumlar