The Shield (2002)
Film Özeti
The Shield, 2002 yılında FX ekranlarında izleyiciyle buluştuğunda, tam anlamıyla bir dönüm noktası olmuştu. Vic Mackey… Tam bir anti-kahraman. Güç ve bazen de yozlaşma peşinde koşan bir polis memuru olarak karşımıza çıkıyor. Hani derler ya “suç ve ceza” arasında gidip gelen hayatlar vardır işte, Vic’in hikayesi de tam olarak böyle. Hani insan der ki, “bu kadar da olmaz ya, ne kadar karanlık bir yol!” Ama her bölümde o karanlık yolun derinliklerine dalarken bir yandan da kaybetmemesi gereken şeyleri sorguluyoruz.
Mackey’in liderlik ettiği departman, güç sahibi olmanın getirdiği sorumluluklarla dolup taşıyor… Yalnızca suçlularla değil, kendi çalışanlarıyla da, hani arada bir ihanetin veya sadakatin en ince çizgisine yürüyüş yaparak. Vic’in yöntemleri oldukça sorgulanabilir; hani bazı şeyleri görmezden gelmek, hatta suçlularla işbirliği yaparak kendi çıkarını gözetmek… Ama yüzeydeki izlenimlerinin ötesinde yetenekleriyle, o gerçekten de en iyi polislerden biri.
Dizinin her anında ikilemler, ahlaki sorgulamalar var. “Ne yapmalıyım?”, “Hangi yolda ilerlemeliyim?” soruları, izleyiciyi sürekli düşündürüyor. Michael Chiklis’in muazzam performansı, Vic’in içsel çatışmalarını harbiden müthiş bir şekilde yansıtıyor. Emmim ödüllü bu dizi, sadece bir polisiye değil; insanın özüne, karanlık taraflarına inen, yaptıklarıyla yüzleşmeye zorlayan bir yapım.
Sonuçta The Shield, sadece bir dizi değil, aynı zamanda nahoş durumların içine düşen, kendi hikayesini anlatan bir yaşam biçimi… Kimi zaman hayran bırakıyor, kimi zaman ise derin bir düşüncelilik kazandırıyor. Vallahi, bu kadar çarpıcı olmaktan kaçınsa da, her bölümde bizi daha da derinliklere çekiyor. Gerçekten de suç ve iyiliğin gölgesinde kaybolmuş bir adamın karanlık yolculuğuna tanıklık etmek, her dizi severin yaşaması gereken bir tecrübe!
Yorumlar