The Killing (2011) Fragman
Film Özeti
“The Killing”, Tricia Brock ve Jonathan Demme’nin başarılı yönetmenliğiyle hayat bulan, izleyiciyi derin bir karanlığa çeken bir dizi. Rosie Larsen, normal bir genç kız. Okulunda başarılı, sevgi dolu bir ailede büyüyen, iki küçük kardeşiyle mutlu bir hayat süren, naif bir karakter. Ama işte bu masumiyet, onu bir cinayet soruşturmasının merkezine oturtuyor.
Bir sabah, Rosie’nin cesedi bulunuyor… Vahşice öldürülmüş bu genç kızın kayboluşu, Seattle’ı yerle bir ediyor. Herkes bu cinayetteki sır perdesini aralamaya çalışıyor; ama gerçekte neler oluyor? Hani o basit, sıradan hayatlarına geri dönmek isteyen insanlar var ya? Sarah Linden, işten ayrılmayı ve yeni bir hayata başlamayı düşünürken, bu cinayet soruşturması onu derin bir girdaba sürüklüyor. Kendi hayatıyla ilgili planlarını ertelemek zorunda kalıyor. Vallahi, böyle bir şey insana o kadar baskı yapar ki…
Joel Kinnaman’ın canlandırdığı dedektif Stephen Holder ile Mireille Enos’un etkileyici performansları, ekranda gerçek bir çekişme yaratıyor. O tonlarca ağırlık ve sorumluluk hissettiriyor. Gerçekten, “Rosie Larsen’i kim öldürdü?” sorusunu sorduğumuzda, kiri ortaya çıkarmak için her zorluğu göze alacaklar mı? Sarah ve Stephen, kendi içsel çatışmalarıyla yüzleşirken, biz de onları izlerken kurbanın ailevi dramını fazlasıyla hissediyoruz.
Bu dizi, sadece bir cinayet soruşturmasından daha fazlası; insan ilişkilerine, kayıplara, acılara derin bir bakış sunuyor. Her bir bölümde merak arttıkça, katillerle yüzleşmekten korkan, ama yine de adalet için mücadele eden karakterlerle daha büyük bir sır perdesinin ardına yelken açıyoruz. Of ya, bu kadar mı sürükleyici olur? İzlerken, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile…
Gerçekten, “The Killing” izleyiciye düşündürücü, düşündüğünüzden daha karmaşık bir hikaye armağan ediyor. Başlangıçta masum olan bir kızın hikayesindeki karanlık derinlik, izleyicide kalıcı bir etki bırakacak…
Yorumlar