The Big C (2010)
Film Özeti
“The Big C”, hayatta kalmanın, umut etmenin ve zamanın ne kadar değerli olduğunu sorgulayan derin ve etkileyici bir yapım. Laura Linney, sıradan bir banliyö annesi olan Cathy’nin hayatına hayat veriyor. Normal bir gün, sıradan endişeler… Ama bir gün her şey değişiyor; Cathy, kanser teşhisi alıyor. İşte bu noktada hikaye başlıyor. Korku, kaygı, belirsizlik; hepsi bir arada. Ama Cathy, bu durumu sadece bir engel olarak görmüyor. Mizahı ve neşeyi bulmaya çalışırken, her gününü sanki sonmuş gibi yaşamaya karar veriyor. Yani evet, kanserle mücadele ediyor ama bunu yaparken kendine gelene kadar, çokça gülüyor.
Dizinin bir yanı sorunlarla boğuşurken, diğer yanı ise hayatın neşesini bulmaya çalışan bir kadının hikayesini anlatıyor. Hayatın içindeki küçük mutluluklar, bazen en zor anlarda bile yüzümüze bir gülümseme getirebiliyor… Kocası, arkadaşları ve ailesiyle olan ilişkileri, izleyiciyi derhal içine çekiyor. Herkese karşı bir sevgi, bir bağ var; bazen huzur, bazen çatışma, ama hepsinin arasında kalp dolusu bir samimiyet yer alıyor.
Cathy’nin verdiği mücadele harbiden ilham verici. Zaman zaman dertleştiği en yakın arkadaşı, ona hayatın acı tatlı yanlarını hatırlatırken, başına gelen sürpriz olaylar da izleyiciyi gülümsetmeden edemiyor. “Bu hayatta ne kadar kalacaksın?” sorusuyla yüzleşirken, kendi iç yolculuğuna çıkarıyor. Her anı değerlendirmenin, sevdiklerine daha fazla değer vermenin, belki de yaşamın karmaşasında kaybolmamanın önemini gösteriyor.
“The Big C”, bir yandan ağır bir hastalığı ele alırken, diğer yandan hayata dair umut dolu bir mesaj veriyor. Her sahnesinde yürek burkan, güzel ve komik anların yanı sıra, insana dair derin bir öznenin derinliklerine yolculuk yapıyorsunuz. Kanser, evet acı verici bir durum; ama Cathy gibi gülümsemeyi ve yaşamayı seçerseniz… Belki de bu savaşta kazanan siz olursunuz.
1 Yorum
“Hayata umutla bakmayı öğrenen Cathy’nin ilham verici hikayesi.”