Salo ya da Sodom'un 120 günü (1976)
Film Özeti
Salo ya da Sodom’un 120 Günü, Pier Paolo Pasolini’nin sinema dünyasına bıraktığı çarpıcı bir miras… 1976 yapımı olan bu film, korkuturken düşünmeye zorlayan, karanlık bir yolculuğa çıkarıyor izleyiciyi. Kendi türünde bir başyapıt olan bu film, izlenmeye cesaret edenlerin aklında silinmez izler bırakıyor. Gerçekten de, mutlak güç kesinlikle mutlak bir yozlaşmayı beraberinde getiriyor. Dört otoriter figür, kendilerinin belirlediği genç cinsellik simgeleri üzerinde kesin bir tahakküm kurarak onları aşağılamaktan çekinmiyor.
Filmin başından sonuna, bir korku rüzgarı esiyor. Otoritenin elinde oyuncak haline gelen bu gençler, nereden geldiği bilinmez bir cennetin peşine düşmüş gibi görünseler de, aslında sistematik bir işkencenin tam ortasında kalmış durumdalar… Birkaç kez şaşırtacak kadar cesur sahneler, seyircinin midesini bulandıracak şekilde kurgulanmış; cinsel sapkınlık, sadizm ve acımasızca işkence gerçekleriyle dolup taşıyor. Of ya, Pasolini gerçekten neler düşünüyordu? Bu sahneleri yazarken hangi ruh haliyle hareket ettiğini hala merak ediyorum.
Bir dinsel tören gibi gelişip giden hikaye, işkencenin ötesine geçiyor. Bu sıradan gibi görünen “eğlence” altında yatan derin cümleler var. Biraz düşündüğünüzde… Geçmişin karanlık olayları, günümüzü nasıl etkiliyor? İşkencelerden alınan bir zevk yok. Acıma, merhamet gibi insani duygular da filmin kıyısında bile gözükmüyor. Adeta bir kâbus içinde debelenen insanlığın yürek burkan bir ağıdı gibi.
Hayat yavaşça çürüyor, umutlar kayboluyor. Fakat Pasolini, izleyicisine hiç de aldatıcı bir yanıt sunmuyor; aksine, faşizme karşı bir direniş çığlığı atarak son bir vasiyet gibi görünüyor. Kısacası, Salo ya da Sodom’un 120 Günü, hem sinemaseverleri hem de tarihi sorgulayanları sarsacak bir yapım. Seyretmek cesaret ister ama… Tehlikenin ne kadar yakın olduğunu anlamak için, belki de izlemek gerekiyor.
Yorumlar