Nuh: Büyük Tufan (2014)
Film Özeti
Kabil’in soyundan gelen insanlık tarihinin karanlık bir yüzüyle yüzleşirken, “Nuh: Büyük Tufan” filmi, bizi hem görsel bir şölene hem de derin bir sorgulamaya sürüklüyor. Yönetmen Darren Aronofsky, Russell Crowe’un hayat verdiği Nuh karakteri üzerinden, insanlığın yozlaşmış halini ortaya koyuyor. Of ya, insan ne zaman bu kadar düşkünleşti diye düşünmeden edemiyor. Filmin açılışında, her şeyin bir harabeye döndüğü dünyada, iyilik ve güzelliklerin neredeyse yok olduğunu görüyoruz. Sadece gökyüzünde beliren karamsar bulutlar değil, tüm sefaleti iliklerimize kadar hissettiriyor.
Ve işte, Nuh’un büyük bir rüya gördüğü an. Yaradan ona bir tufanın yaklaşmakta olduğunu haber veriyor ve ona karşı konulmaz bir görev veriyor: Koca bir gemi inşa etmek… Fakat işin ilginç kısmı, bu geminin sadece hayvanların değil, aynı zamanda ailesinin de kurtuluşu olması. Duyguların ardında yatan çaresizlik oldukça ağır, her biri kendi dünyasında kaybolmuş ve hayatta kalma savaşına girişmiş insanların çaresizliği, izleyicide derin bir etki bırakıyor.
Nuh’un ailesini kurtarması için verdiği mücadele, insanlığın en karanlık yüzüyle karşı karşıya gelmesine neden oluyor. Film, inşa edilen geminin çevresinde dönen çatışmalar ve insanoğlunun üst düzey hırs ve ahlaksızlıkları arasındaki gerilimi başarıyla aktarıyor. Bu arada, köktenci bir şekilde Nuh’a saldıran insanlar, aslında kendi sonlarının yaklaşmakta olduğunun farkında mı? İşte, bu soru izleyicinin kafasında ampul gibi yanıyor.
Her bir karakter, dönüşüm ve bir şeyleri yeniden inşa etme çabasını barındırıyor; ama bu yolda kaybedilenler de bir o kadar yürek burkucu. Harbiden, insanlık kendi sonunu hazırlarken, Nuh ve ailesinin başına gelenler ne kadar korkutucu olsa da, umut ve kurtuluş fikri de her zaman bir ışık gibi parlıyor. “Nuh: Büyük Tufan” bir filmden çok daha fazlası; evrendeki dengeyi yeniden kurma çabasının, insan ruhuna dokunan bir hikayesi.
Yorumlar