Monk (2002)
Film Özeti
Adrian Monk… Bu ismi duyduğunuzda aklınıza ne geliyor? Tuhaf bir dedektif, değil mi? “Monk” dizisiyle tanıştığınızda karşınıza çıkan bu karakter, aslında sıradan bir dedektif değil. San Francisco’nın en karmaşık vakalarını çözmekteki yeteneğiyle tanınan bir “şaheser”. Ama bu yeteneklerin arkasında yatan hikaye, bir o kadar hüzünlü ve insani. Trudy’nin kaybıyla hayatta kalma mücadelesi, onun obsesif kompulsif bozukluğu ve içsel çatışmalarıyla birleşince, ekranlara yansıyan çok katmanlı bir karakter ortaya çıkıyor.
Monk, uğruna savaş verdiği adaletin peşinden koşarken, bizim için gerçek bir örnek teşkil ediyor. Onun yarım kalmış bir hikayesi var; cinayetin karanlık köşelerinde kaybolmuş bir gerçek. Hırsızlık, cinayet, az biraz da komedi… Her bölümü bir sinema filmi kalitesinde. Tek başına yürümesini sağlamak için mükemmel bir çekim gücünde; çünkü her baktığında suçlunun bir derdi olduğunu görebiliyor. Abartmıyorum, ciddiyim! İzlerken, kendinizi onun dünyasında kaybolmuş hissediyorsunuz.
Dizi, sıradan olayların kendine has bir dille anlatılmasıyla ilerliyor. Zaman zaman “Vay be, bu nasıl bir çözüm böyle!” dedirtiyor insana. Diğer dedektif dizilerinden çok farklı. Burada cinayetlerin ardındaki gizem ve insan ilişkileri incelikle işleniyor. Her bölümde bir başka hikaye, başka bir detay, başka bir çözüm var. Yani, sıkılmaya hiç hakkınız yok. Sadece bir dedektif hikayesinden öte; insanların ruh hallerini, kayıplarını ve umutlarını da sorgulamanıza neden oluyor.
Sanırım “Monk”u özel kılan, sadece cinayetleri çözmesi değil; aynı zamanda kendi içsel savaşını da vermesi. İzleyiciye bu bağı kurdurtması derin duygular yaratıyor. O yüzden, bu diziye kaptırmak için bir an bile tereddüt etmeyin. İnanın, bir bölümü bitince bir sonraki hemen başlamak isteyeceksiniz…
Yorumlar