Minari (2021)
Film Özeti
Her şeyin yeni olduğu, hayallerle ve umutlarla dolu bir yola çıkmaya karar veren Yi ailesinin hikayesi… Lee Isaac Chung’un yönetmenliğini üstlendiği “Minari”, 1980’lerin Amerika’sında yaşayan Güney Koreli bir göçmenin içsel yolculuğunu ufuk açıcı bir şekilde anlatıyor. Filme ilk başladığınızda, Jacob’un (Steven Yeun) çiftlik kurma hayalini paylaştığı sahnelerde kendinizi hemen bu hayalin bir parçası gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Kaliforniya’dan Arkansas’a uzanan bu yolculuk, sadece fiziksel bir geçiş değil, aynı zamanda kimlik ve aidiyet arayışına da dönüşüyor. Ama, of ya, bu işler umut kadar zorlayıcı olabiliyor…
Jacob ve Monica’nın (Han Yeri) ilişkisi, hayal ettikleri hayat için verdikleri mücadeleyle birlikte ince ince işleniyor. Zamanla, aralarındaki bağın nasıl zayıfladığını izlemek, gerçekten etkileyici. Bir yudum su gibi taze olan anneanne Soonja (Youn Yuh-jung), ailenin dengesini sağlamak için devreye girdiğinde, her şey değişiyor. Kendisiyle tıpkı kendi kültürlerinin kök salma kabiliyeti gibi… Minari bitkisi gibi, sabırlı ve dirençli… Aileye, her türlü zorluğa rağmen kolay pes etmemeleri gerektiğini hatırlatıyor. Harbiden, bu filmi izlerken gözlerinizde biriken yaşlar, içsel çatışmaları ve geleneklerin nasıl bir araya geldiğini anlamanızı sağlıyor.
Minari, aslında sadece bir ailenin mücadelesi değil; yeni bir başlangıcın, göçmenlik hikayesi üzerinden, umut ve dayanışmanın ne demek olduğunu da ele alıyor. İzledikten sonra üzerinde düşündürtüyor, bir şeyler değişiyor… Her dinlediğiniz anıda, derinlemesine hissettiklerinizle, sevdiklerinizle olan bağınızı sorguluyorsunuz. Hayatın getirdiklerini kabullenmek, aile olmanın zorlukları ve güzellikleriyle yüzleşmek üzerine kurulu sahneleriyle, bu film gerçekte kaçırılmaması gereken bir yapım. Minari, insanlığın evrensel hikayelerinden birine dönüşüyor ve kalbinizde derin bir iz bırakıyor…
1 Yorum
“Minari”, duygusal derinliğiyle kalplere dokunuyor.