La Brea (2021)
Film Özeti
Los Angeles’ta aniden açılan dev bir obruk, sıradan bir günün kabusa dönüşmesine sebep oluyor. İşte bu noktada, izleyiciyi merak içinde bırakan bir serüven başlıyor. “La Brea”, sıradan bir yaşamdan uzaklaşarak, çok daha ilginç ve tehlikeli bir dünyaya adım atan bir anne ve oğulun hikayesini anlatıyor. Devasa çukur, anne Evelyn (Zyra Gorecki) ile oğlu Josh’ın (Jack Martin) hayatını alt üst ediyor. Koca ve kız ise bir anda yanında yok; yani kaybolmuşlar. Of ya, düşünsenize… Aile bireylerinin bu kadar uzaklaşması bir sıkıntı değil mi? Bunu yaşamak zorunda kalmak, insanın ruhunu iyice sarsar.
Gözlerinizin önünde yavaş yavaş açılan bu dünyanın içinde, tüm hayatları boyunca görmeyecekleri kadar ilkel ve her an tehdit oluşturan bir ortam söz konusu. Evet, burada yalnız değiller; ama kendileri gibi kaybolmuş bir grup yabancı ile birlikte hayatta kalmaya çalışmak zorundalar. Tamam, bu işin kolay olmadığını hepimiz biliyoruz, ama bir de karşılaştıkları dev yaratıklar ve gizemli olaylar var… Olaylar öyle bir hızla gelişiyor ki, her an her şeyin ters gidebileceğini düşünmeden edemiyorsunuz.
Zaten bu film, sadece bir aile öyküsü değil; aynı zamanda alışılmadık dostlukların doğuşu, dayanışma ve mücadele ruhunu da öne çıkarıyor. Birbirine yabancı olan insanların ne tür bağlar kurabileceğinin harika bir örneği. Eoin Macken ve Chiké Okonkwo gibi oyuncular, bu gerilim dolu ortamda yaşanan dramayı çok iyi yansıtıyor. Başlarına gelenlerin ardından, “Evlilik bu mu?” sorusunu kendi kendinize sorarken ne olacağını merak ediyor olacaksınız.
Sonuç olarak, “La Brea”, sadece olayları takip etmekten ibaret olmayan, duygusal derinlikleri olan bir hikaye sunuyor. İzlerken heyecanı, merakı, bazen de gözyaşını hissetmek kaçınılmaz. Haydi bakalım, bu ilginç yolculuğa ne dersiniz?
1 Yorum
“La Brea”, kaybolmuşluk ve keşif temalarını ustaca işleyerek izleyicinin duygularına dokunuyor.