İlk Korku (1996)
Film Özeti
Martin Vail, tam bir hukuk üstü savunmacıdır. Yani öyle bir avukat ki; davanın her yönünü alt üst edebilir, en zorlu teferruatları bile halledebilir. Ama işte her şeyin bir sınırı vardır. “İlk Korku”, Gregory Hoblit’in yönetmenliğinde, Martin’in; masumiyetle suçluluğun arasındaki ince çizgide yol alırken yaşadığı değişimle başlıyor. Richard Gere’in muazzam performansıyla hayat buluyor bu güçlü karakter. Hani bir avukat düşünün, davanın en derin çukurlarında gezerken birdenbire kendini daha büyük bir çukurda buluyor. Hani “Abicim, ben bunun altından kalkamam” der gibi…
Ama Martin, Aaron ile karşılaşınca işler biraz daha karmaşıklaşıyor. Aaron, cinayet işlediği iddia edilen genç bir adam… Edward Norton, bu karakterde öyle bir derinlik katıyor ki, izleyici olarak huzursuzluk hissedersiniz; “Vay be, bu çocuk ne yaşıyor?” diye düşünmeden edemezsiniz. Ve olayların akışı öyle bir hal alıyor ki, cinayet davası sadece suç ve ceza meselesinden çok daha fazlasına dönüşüyor. Psikolojik bir savaşın içine giriyoruz adeta.
Konu, bir cinayet davasının ötesine uzanıyor. Medyanın baskısı, Martin’in eski sevgilisi olan savcıyla olan ilişkisi ve tabii ki… Dava sırasında ortaya çıkan çelişkili ifadeler, tanıkların kafa karıştıran açıklamaları, bir türlü çözülemediği hissiyatı, hepsi bu filmi unutulmaz kılıyor. İzlerken “Acaba kim masum? Kim suçlu?” dedirten olaylar silsilesi, izleyiciyi ekran başına kilitliyor.
Sıradan bir mahkeme draması değil; aslen, ruhsal bir hesaplaşmanın öyküsü. Kimi zaman gülümsetecek, kimi zaman ise içimizi burkacak sahneleriyle… Edward Norton’ın bu filmdeki muazzam performansı, hayatının dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Çünkü sadece bir savunma değil; aynı zamanda adalet arayışının da öyküsü. “İlk Korku”, insanın içindeki çatışmanın ve adalet arayışının nadide bir tasviri olarak kalplerde yer ediyor. İzleyin, pişman olmazsınız…
Yorumlar