En Şiddetli Sene (2014)
Film Özeti
1981 kışında, New York’un zorlu sokakları… Karşı karşıya olduğumuz dünya, gözlerimizin önünde şekil alıyor. “En Şiddetli Sene” filminde, J.C. Chandor bizi, göçmen bir ailenin hayatta kalma mücadelesine tanıklık etmeye davet ediyor. Anna ve Abel Morales çifti, bu karmaşanın göbeğinde, hayallerine giden yolda ne kadar ileri gidebileceklerinin sınırlarını test ederken, izleyiciyi de bu dramın içine çekiyor. Şehir, o dönemdeki suç oranlarıyla daha önce hiç olmadığı kadar kargaşa içinde.
Abel, petrol sektöründe çalışan bir adam. İşini büyütmeye çalışırken, hiç beklemediği düşmanlarıyla karşılaşıyor. Yani bir nevi kargaşanın tam ortasında kalıyor. Vahşet ve yolsuzluk elini kolunu sallayarak dolaşırken, Abel bir soru ile karşı karşıya: Ailesi için ne kadar ileri gidebilir? O an… Zihnine düşen düşünce, onun için bir dönüşümün başlangıcı oluyor. Yasal yolların çözüm olamayacağını anladığında her şey değişiyor. Vallahi, onca şeyin içinden nasıl sıyrılacak, çok merak ediyorum.
Jessica Chastain’ın güçlü performansı ve Oscar Isaac’ın derinliği, filmin ruhunu ayakta tutan unsurlardan sadece ikisi. İkili arasındaki kimya, zorlu anlarda bile bir umut ışığı olarak parlıyor. David Oyelowo ve Alessandro Nivola’nın katkıları da öyle. Her biri, bu karmaşık hikayenin önemli yapı taşları. İnsanlar, hayatta kalmak için bazen neleri göze alıyorlar, değil mi?
Sonuç olarak, “En Şiddetli Sene” sadece bir aile dramı değil; aynı zamanda, gücün ve karanlığın sınırlarının nereye kadar zorlanabileceğini sorgulayan bir yapım. Filmin her sahnesi, izleyiciyi bir nefeste içine alırken… Harbiden, sonuna kadar merakla bekleyeceksiniz!
1 Yorum
Derin dramı ve güçlü performanslarıyla etkileyici!