Duyguların Rengi (2011)
Film Özeti
2000’li yılların headshot hamleleri arasında kaybolmuş bir esinti, “Duyguların Rengi” sizin karşınızda! 1960’ların Mississippi’sinde geçen bu film, yaşama ve insanlığa dair derin duyguları gözler önüne seriyor. Skeeter, iyi bir eğitim almış genç bir kadın. Ancak toplumun ona biçtiği “gelin, çocuk yap” kalıbını kırarak, kendi yolunu çizmeye çalışıyor. Yani hayatında bir devrim yapmak için kolları sıvıyor. Annelerin evlatlarını beklediği o zamanlarda, Skeeter’in yola çıkması yeterince cesur, değil mi?
Yerli bir gazetede bir köşe sahibi olabilmek için çabalarken, en yakın arkadaşının siyah hizmetçisi Aibileen ile işbirliği yapmaya karar veriyor. Yani mesele sadece yazmak değil, aynı zamanda arka plandaki acı hikayeleri açığa çıkarmak. Skeeter’in ilham kaynağı, Aibileen’in ve onun güçlü arkadaşının (oh, Minny demek istiyorum) yaşadığı zorluklar oluyor. Vallahi, bu ikilinin hikayeleri öyle çarpıcı ki, sadece okuduğunuzda değil, yüreğinizde de yankı buluyor. İnsana dair, tanıdık bir acı var filmde.
Koyu renkli bir geçmişi barındıran Mississippi’nin gölgesinde barındırdığı bu iki kadın, hayatta kalma mücadelesinin ne demek olduğunu gösteriyor. Skeeter, tanıştığı her insanla birlikte geçmişin karanlık köşelerini aydınlatmayı, onları kendi hikayesinin bir parçası haline getirmeyi istiyor… Ve bu yolda zorluklar asla bitmiyor!
Zaman geçtikçe, tüm bu yaşanmışlıklar Skeeter’i öyle bir etkiliyor ki, film boyunca izleyen herkes kendini bu mücadelede hissediyor. Ama tribünlerden izlemekle yetinmeyin, coşkuya kapılın, mücadelelerine katılın! “Duyguların Rengi”, yalnızca bir film değil; o, kalpten gelen bir çağrı. Hazır mısınız…?
Yorumlar