Düşüş (2006)
Film Özeti
Hayatın karmaşasında kaybolmuş bir adam ve bir hastanede tesadüfen karşılaştığı küçük bir kız… “Düşüş”, Tarsem Singh’in dersine son derece iyi çalıştığı bir aşk hikâyesiyle karşımıza çıkıyor. Lee Pace’in canlandırdığı sakat adam, hayatının en zor anlarından birinde; Justine Waddell’ın oyunculuğundaki masumiyetiyle birleşen bir çocuk, umut ve sevgi dolu bir dünyayı yeniden inşa etmelerine olanak tanıyor. Kiminin gözünde dram, kiminin gözünde beklenmedik bir masal…
Kahramanlarımız, hastane odasında geçen bu acılı yolda, hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir masal oluşturuyor. O masalda kimler yok ki; Afrikalı kaçak bir köle, Hintli bir mistik, İtalyan anarşist bir ruh… Bunların hepsi gizemli bir adada sürgüne gönderilmişler. Masalın anlatıcısı, bu sıradan mekanın içinde sıradışı bir deneyim sunuyor. Olaylar ilerledikçe, gerçek ve hayal iç içe geçiyor; seyirci kendini alabildiğine renkli bir görselliğin kollarına kapılmış buluyor.
Vallahi, Düşüş izleyiciye sadece bir film izliyormuş hissinden çok daha fazlasını veriyor. Sanat ve sinema, hepimizin özümüzdeki hikayeleri anlatma şeklimizdir ya hani, işte burada tam da buna şahit oluyorsunuz. Akıldan kolay silinmeyecek sahnelerle dolu, hayal gücünü harekete geçiren bir anlatım… Tarsem Singh, görüntülerin derinliğinde kaybolan duygularla, yeniden hatırlanacak bir yolculuğa çıkarıyor bizi.
Ve evet, belki de en önemlisi; bu film, başkalarını kurtarmak için kendini feda edenler, gerçeklerin peşinde koşanlar, ya da tamamen kaybolmuş ruhların hikayesini anlatıyor. Kalplerimizde bir yer açan, geçtiğimiz günlerden kalma bir melankoliyle dolu baştan sona… Düşüş, sadece bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda hayatta kalma mücadelesinin, dostlukların ve insanlığın sınandığı bir masal…
1 Yorum
“Düşüş”, hayal gücünü sarmalayan derin bir hikaye sunuyor.