Cinnet (1980)
Film Özeti
Cinnet, 1980 yılında sinema severlerle buluştuğunda, izleyicileri dehşet dolu bir yolculuğa çıkardı. Yönetmen Stanley Kubrick’in ustalığı ve Jack Nicholson’ın olağanüstü performansı, filmi sadece bir korku filmi olmanın ötesine taşıdı. Jack Torrance, kışın karla kaplı Overlook Oteli’nin bakımını üstlenme kararı aldığında; aslında hem kendisini hem de ailesini derin bir karanlığa sürüklemek üzere yola çıktığını fark edememişti. Of ya, o atmosfer öyle yoğun ki, insan içindeki gerilimi hemen hissediyor…
Hani bazen aile ile birlikte gizemli bir yere gitmek istersiniz ama aslında bir şeylerin ters gideceğinden şüphe edersiniz ya… Cinnet, tam da o hisleri körüklüyor. Küçük Jack’in, doğal sezgileri sayesinde ailenin yalnız olmadığını keşfetmeye başlamasıyla işler daha da tuhaflaşıyor. Otelin geçmişiyle yüzleşmeler, zamanla hayaletlerin aniden belirip kaybolması… Ehh, kış fırtınasının ortasında mahsur kaldıklarında Jack’in aklından geçenler, izleyiciye gerilimin nefes kesici sınırlarını zorluyor.
Aile içindeki bağları, geçmişin karanlığını ve insan psikolojisini adeta bir hasta ruh hali gibi çözümleyen bir anlatım… Jack, otelin karanlık sırlarıyla karşılaştıkça yavaş yavaş kaybolmaya başlıyor. Yani şu sıralar, “Cinnet izleyelim mi?” diye soran arkadaşlarınıza “Vallahi dikkatli olun, peşin hükümlü olmayın!” demek lazım. İzlenmeye değer bir film bulmak, taht kuralı gibi ama Cinnet’in atmosferi, her seferinde tekrar tekrar izlemeye değer kılan bir derinlik sunuyor.
Düşünsenize, hiçbir çıkış yok ve gerilim tavan yapıyor. Gerçekten de, izleyici, otelin her köşesinde bir tedirginlik hissediyor. Jack’in dönüşümünü görmek, kelimelerin ötesinde bir deneyim yaratıyor. Sözün kısası, Cinnet’e gömülmüş geçmiş, içerisinde kaybolmuş bir ailenin hikayesi. Düşük ışıkta, bir fincan çayla birlikte izleyeceğiniz, içinizi ürpertecek; ama bir o kadar da düşündürecek bir başyapıt. Her anı, derin bir hayal dünyasına sürüklüyor…
Yorumlar