1900 Efsanesi (1998)
Film Özeti
“Bazen yaşam, insanların kendi hikâyelerini yazmalarına izin vermez…” 1900 Efsanesi, tam da böyle bir hikâye anlatıyor. Giuseppe Tornatore’nın ustalığıyla hayat bulan bu film, izleyiciyi bir yolculuğa çıkarırken, kalplerine dokunan melankoliye ve unutulmaz bir aşk hikâyesine de kapı aralıyor. Transatlantikte, geniş okyanusun ortasında, yalnızca yapay bir dünya ile gerçeklik arasındaki incecik bir çizgide oynanan bir yaşam mücadelesi var. Sahne, 1900 yılının ilk haftası; Danny Boodman, geminin balo salonunda üstünde T.D. Lemons yazan bir kutu bulur. İçinde bir bebek. O an, hayatının en büyük, en abartılı ama bir o kadar da anlamlı maceraya adım atar.
Bebeği herkesten gizler; ona sahip çıkar. Düşünsenize, o kutunun içinde bulduğu o bebek, Novecento… Gemi, onun evreni olurken, Danny de bir baba gibi büyütür onu. Etrafındaki her şeyin arka planda kalmasını sağlayarak, hayatta kalma içgüdüsüyle onu gemiden dışarı atmaz. Ama her şey değişir; yaşamının anlamı olan Danny, bir kaza sonucu kaybedilir. İşte, hayat, bir daha asla aynı olmayacaktır; bu sefer yalnız kalan Novecento, kendi başına bir müzik yolculuğuna çıkar. Piyanodan çıkardığı her nota, denizle bütünleşir ve onu dinleyenlerin kalbinde bir yer edinir. Gemi sadece metal ve tahta bir yapı değil, aynı zamanda hayatının sahnesidir…
Hayatın sunduğu aşk, dostluk ve kayıplar; hepsi bu transatlantikte şekillenir. Novecento’nun müziği, zamanla evrensel bir dil olur, ve bu melankolik yolculuk izleyicileri derinden etkiler. İnce bir duygu ve dramatik dönüşlerle dolu hikâyesi, “Kim bilir belki de tek gerçek mutluluk, o denizlere açılmak değil, asıl çok sevdiğin o yuvadan asla ayrılmamaktır…” dercesine anlatılıyor. Harbiden de, bir ömür boyu süren bir çatışma, yürek burkan bir tercih… Bütün bu duygular, izleyiciye hayatın karmaşası ve güzelliği hakkında derin bir perspektif sunuyor. Unutulmaz sahneleriyle, gerçek bir şaheser…
Yorumlar